Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan, haftalık Meclis Grup Toplantımızda güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bakırhan, şunları söyledi:
Roman yurttaşlarımızın eşit ve güvenceli yaşam hakkını savunmaya devam edeceğiz
Yarın 8 Nisan, Romanlar Günü. Bir Roman atasözü, “Ayakta gömün beni, bütün hayatım dizlerimin üstünde geçti” diyor. Bu söz Roman olmanın tarihsel yükünü, maruz kılınan eşitsizliği, haksızlığı ve direnci tek başına anlatıyor. DEM Parti olarak açık söylüyoruz. Bu ülkenin başta Romanlar olmak üzere hiçbir vatandaşının, ikinci sınıf vatandaş olmasını istemiyoruz. Roman halkına yönelik barınma, eğitim, sağlık ve istihdam alanlarında süren eşitsizliklerin de bir an önce ortadan kaldırılmasını istiyoruz. Roman yurttaşlarımızın eşit ve onurlu, güvenceli yaşam hakkını birlikte savunduk, savunmaya devam edeceğiz. Ayrıca bugün aramızda Devrimci 78'liler Federasyonundan yoldaşlarımız var. Devrimci 78'liler Federasyonu yılmayan, pes etmeyen; her eylem ve etkinlikte, hak arama mücadelesinde mağdurlarla dayanışan bir federasyondur. Hak ve özgürlük mücadelesini yılmadan devam ettiriyorlar. Onların mücadelesinin önünde saygıyla eğiliyoruz. İyi ki varlar, iyi ki bize geçmişin deneyimlerini, mücadele direnişlerini ve duruşlarını öğretiyorlar.
Kapitalizm şimdi de dolaşım kriziyle dünya halklarını tehdit ediyor
Çok yoğun bir gündem var. Hem dünyada hem Ortadoğu’da çeşitli gelişmeler yaşanıyor. Dünya artık yalnızca enerji kaynakları için kavga etmiyor. Eskiden petrol ve doğal gaz için kavga ediyorlardı. Asıl büyük kavga, o enerjinin ve ticaretin geçtiği yollar üzerinde veriliyor. Güç savaşları artık boğazlarda, limanlarda, koridorlarda, geçitlerde yaşanıyor. Kapitalizm, tarihi boyunca üretim ve tüketim krizleriyle milyonların hayatlarına karabasan gibi çöktü; insanlığa bela oldu. Şimdi de dolaşım kriziyle dünya halklarını tehdit ediyor. Enerjinin nereden geçeceği meselesi bir savaş ve kriz gerekçesine dönüşmüş durumda. Önümüzdeki günlerde de Malakka Boğazı başta olmak üzere kimi boğazları, geçitleri tekrar konuşmak durumunda kalacağız gibi görünüyor.
Tüm Ortadoğu’da olduğu gibi İran’da da demokrasi ve ortak yaşamı savunuyoruz
Bu çerçevede İran savaşına baktığımızda Sayın Öcalan bir görüşmede üç önemli çizgiden bahsetmişti. Birinci çizgi, İsrail çizgisidir ve savaşla hükmeden akıldır. İkinci çizgi, İngiltere'nin başını çektiği çizgidir. Bu da dengeyle oyalayan statükocu akıldır. Üçüncü çizgi de demokrasi ve ortak yaşam çizgisidir. Yani uğruna bedeller ödediğimiz, mücadele ettiğimiz çizgidir. Demokratik bir toplum isteyen akıldır. Şimdi başta İran olmak üzere birçok yerde aslında bu üç çizgi karşı karşıyadır, birbiriyle mücadele ediyor. Biz tüm Ortadoğu'da olduğu gibi İran'da da demokrasi ve ortak yaşamı savunuyoruz. Sadece Kürtlerin hakkını değil; Azerilerin, Beluçların, Lurların, Türkmenlerin, en çok da “Jin, Jiyan, Azadî” diyen İranlı kadınların hakkını ve hukukunu savunuyoruz.
Türkiye eski kodlarla değil, barış ve demokrasi eksenli bir siyasetle bölgeye ayak uydurmalıdır
Biz İran'a ve Ortadoğu'ya sadece petrol, doğalgaz ve petro-dolar olarak bakmıyoruz. Burası medeniyetin mayalandığı, halkların ve inançların yüzyıllarca yan yana yaşadığı bir coğrafyadır. Kürtlerin de iki bin yılın üzerinde bir geçmişi var bu coğrafyada. Bu gerçeği gözetmeyen her hegemonik ve bölgesel güç büyük bir yanılgı yaşar, kaybeder. Türkiye de artık eski kodlar ve korkularla değil, barış ve demokrasi eksenli akılcı bir siyasetle bölgeye ayak uydurmalıdır. Ankara'nın dış müdahaleye karşı tutumunu anlamlı buluyoruz. Ankara Kürtlerin, kadınların, farklı halklar ve inançların tanınması için de Tahran yönetimine çağrıda bulunabilir. Bu, Türkiye'nin pozisyonunu güçlendirir. Böyle bir yaklaşım Kürtlerin de İran'daki ezilen halklar ve inançların da Ankara'yla olan bağını güçlendirir. Şunu da belirtmek istiyorum. Dikkat ederseniz bizim her konuşmamızda neredeyse standart bazı kelimeler var. Barış diyoruz, hukuk diyoruz, demokrasi diyoruz, özgürlükler diyoruz. Çünkü buna inanıyoruz, bunun kavgasını yürütüyoruz. Ama birileri çıkıp hala o bayat, sonuç almayan şeyleri tekrar edip duruyor. “İyi Kürt-Kötü Kürt” ayrımı yapmaya devam ediyor. Biz bu dili tanıyoruz. Bu dil doğru bir dil değil. Bu dil Kürtlere yönelik böl-yönet politikasıdır. Bu dil sorunları çözümsüz kılan bir dildir.
Kürtler yaşadıkları ülkelerin başkentleriyle sorunlarını çözmek istiyor, bu yanlış mı?
Kürt örgütlerini ve liderleri siz de dinlediniz. Hem Ortadoğu'daki savaşta hem de İran’da süren savaşta en başından beri müdahaleden değil müzakereden yana olduklarını açıkladılar. Onun için Kürtleri ayıran dilin sahipleri, Kürt partilerinin ve önderlerinin hegemon ve emperyal güçlerden yana olmayan bu tutumlarına saygı göstermelidir. Kürtleri bölerek, parçalayarak, farklı göstererek kimse bir yere varamaz. Açık söylüyoruz. Kürtler yaşadıkları ülkelerin başkentleriyle sorunlarını çözmek istiyor. Yanlış mı yapıyoruz? Türkiye'de sorunumuz varsa Ankara'yla çözmek istiyoruz. Irak'taki Kürtler sorunlarını Irak devletiyle çözmek istiyor. Kiminle çözecekler? Suriye'de bir sorun varsa ve bir muhatabı Kürtler ise diğer muhatabı Suriye yönetimidir. İran'da da Kürtler sorunlarını İran devletiyle çözmek istiyor. Ama Kürtlerin bu başkentlerle çözmek isteme duruşuna saygı gösterilmeli. Artık statükodan ve çözümsüzlükten vazgeçilmelidir. Tahran, Mahabad’ın hakkını tanırsa İran güçlü olur. Şam, Kobanî'yi kabul ederse Suriye güçlenir. Bağdat, Hewler ve Süleymaniye'nin hakkını korursa Irak güçlenir. Ankara, Diyarbakır'ın hukukunu tanırsa güçlenir, büyür, demokratikleşir. Böyle bir perspektifle hem bölge ülkeleri hem de Kürtler kazanır. İşte kazan-kazan politikası budur.
Barış, eş zamanlı ve karşılıklı adım atma sürecidir
Değerli halkımız, Türkiye 100 yıllık tarihinin en stratejik ve en kıymetli sürecini yaşıyor. Bizim Barış ve Demokratik Toplum Süreci dediğimiz süreç. Bu önemli süreçte “önce-sonra” ikilemi kurmak, süreci teyit mekanizmasına havale etmek çözümü geciktirme çabasıdır. Bu çaba, sadece çözüm karşıtlarını cesaretlendirir ve süreci enfekte etme riski taşır. Barış, eş zamanlı ve karşılıklı adım atma sürecidir. Barışın siyasal iklimini oluşturmak için de adımlar atılmalıdır. Bakın, bizden önce Sayın Bahçeli bu kürsüden, “Artık adımlarla ilgili oyalanmaya ve oyalamaya gerek yok” dedi. Evet, biz de katılıyoruz. Artık atılacak adımlarla ilgili ne oyalanmaya ne de oyalamaya gerek var. Dün de Sayın Cumhurbaşkanı aynı şeyleri söyledi. Peki, kime söylüyorlar bunu? Oyalanan kim, oyalayan kim? Adres kim, kim adım atacak? Dolayısıyla artık bu süreci yürütenler, karar vericiler bir an önce ellerini çabuk tutarak bu meselenin çözümü konusunda atılması gereken adımları ivedilikle atmalıdırlar. Bunun için, hiçbir yasal hazırlığa gerek kalmadan AİHM ve AYM kararları uygulanabilir. Halkın iradesine çökmüş olan kayyımlar kaldırılabilir. Kayyımların yerine halkın iradesi getirilebilir. Barış, hukukun sözle değil sözün hukukla bağlandığı anda başlar. Adımlar birlikte atılırsa güven oluşur. Güven oluşursa yol açılır, demokrasi gelir. Hepimiz nefes alırız. O yüzden gece gündüz yollardayız. Barış için ter döküyoruz, mücadele ediyoruz. Çünkü bu memleket bizim, bu memlekete hep birlikte sahip çıkacağız. Demokratikleştireceğiz, özgürleştireceğiz. İnşallah eşit yurttaşlar olarak da uzun süre birlikte yaşayacağız. Gün, polemikleri değil barışı büyütme günüdür.
Güvenli limanlarında yaşayan bir avuç kişi dışında memlekette herkes adalet arıyor
Bugün Türkiye'nin barışından ekonomisine, umudundan mutluluğuna kadar her konuda olumsuz sonuçlar üreten şey demokrasi ve hukuk krizidir. Güvenli limanlarında yaşayan bir avuç kişi dışında herkes elinde fener, adalet ve hukuk arıyor memlekette. İktidar, hukuk ve yargı mekanizmalarını muhalefeti kuşatmanın aracına dönüştürmüştür. Şimdi birileri çıkıp “Ama yolsuzluk iddiaları var, ahlaksızlık var” diyecek. Evet, biz asla yolsuzluk iddialarına da ahlaksızlıklara da gözlerimizi kapatmadık, kapatmayacağız. Fakat Türkiye'de hukuk eğilip bükülüyor. İktidara ayrı, muhalefete ayrı hukuk olmaz. Güçlüye ayrı, güçsüze ayrı hukuk olmaz. Zengine ayrı, yoksula ayrı hukuk olmaz. Bizim DEM Parti olarak çizgimiz nettir. Yolsuzluk iddiası sonuna kadar araştırılmalıdır. Yerel yönetimler dahil olmak üzere her düzeyde tam şeffaflık ve hesap verilebilirlik sağlanmalıdır. Tam da bu nedenle kişiye göre değil, herkese işleyecek güçlü bir siyasi etik yasasına ihtiyaç var. Bu etik yasası artık ertelenemez. Siyaset bürokraside yükselme basamağı olmaktan çıkarılmalıdır. Seçilmişlerin siyaset yapma dışındaki tüm imtiyazları kaldırılmalıdır. Haydi hodri meydan! DEM Parti buna var. Huzurunuzda söz veriyoruz. Kim çalıyorsa yakasına yapışalım. Kim halkın vergisinden aşırıyorsa peşini bırakmayalım ve hesap soralım. Var mısınız? Eninde sonunda bu konuda çubuk kendilerine doğru eğilecektir. Bunu çok iyi biliyorlar.
Toplum CHP’ye dönük operasyonları yolsuzlukla mücadele olarak görmüyor
Toplum CHP belediyelerine dönük operasyonları yolsuzlukla mücadele operasyonları olarak görmüyor. Hukuk yoluyla siyasi tasfiye olarak kabul ediyor herkes. Bunu biz demiyoruz. İçişleri Bakanı itiraf ediyor bunu. Diyor ki 31 Mart 2024’ten beri 1048 belediyede soruşturma açılmış ve bunların 472’si AK Partili, 217’si CHP’li, 78’i MHP’li ve 16’sı da DEM Partili belediye. En az biziz. Gerçi o soruşturmaların da neden açıldığını biliyoruz. Kayyım atamak için. Yani hakkında soruşturma açılan her iki belediyeden biri AK Partili. Biz de soruyoruz: Soruşturma açılan her iki belediyeden biri AK Partili ise neden kayyım DEM Parti belediyelerine, neden görevden uzaklaştırmalar CHP’li belediyelere uygulanıyor da AK Partili belediyelere uygulanmıyor? Yani 478 belediyeden tek bir tanesini niye görevden almıyorsunuz? Aynı kararlılık niye iktidar belediyelerine gelince duruyor, uygulanmıyor? Demek ki partiye göre hukuk uygulanıyor. Bunun adil, hakkaniyetli bir açıklaması var mıdır Sayın Bakan? İktidardan olunca yolsuzluk serbest, iktidardan olunca hırsızlık ve usulsüzlük serbest, muhalefete gelince nefes bile almak yasak. Vallahi böyle bir hukuku biz kabul etmeyiz. Kürtler kabul etmez, emekçiler kabul etmez, kimse kabul etmez.
İktidar ve muhalefet partilerine teklifimiz: Gelin, siyasi iklimin normalleşmesi için bir araya gelelim
Değerli arkadaşlar, iktidar ağzını her açtığında milli irade diyor. Bakın, son yerel seçimlerden bu yana yaklaşık 90 belediyede yönetim ya değişti ya da değiştirildi. Yaklaşık 9 milyon insanın iradesine müdahale edildi. Yani 9 milyon insan kendisine bir yönetici seçmiş ama müdahale edilmiş ve o irade değiştirilmiş. Hani milli iradeye saygı? Sandığa saygı duymayan milli iradeden nasıl bahsedebilir? Sandığa saygı milli iradeye saygıdır. Sandıktan çıkan iradeyi yargıyla dizayn etme hevesi ülkeye istikrar getirmez. Güvensizlik getirir, güvensizliği büyütür. Bakın, dünya sistemi yıkılıyor ve yeni düzen arayışları kanlı bir şekilde devam ediyor. Ortadoğu da bu kanlı arayışın tam merkezinde duruyor. Biz ise bu tarihi dönemece ekonomisi kırılgan, demokrasisi ve iç barışı oldukça zayıf bir şekilde giriyoruz. İç siyasette iktidar ile muhalefet arasındaki hukuk ve etik sınırlarını aşan rekabet, 86 milyon ve gelecek nesiller için ciddi riskler oluşturuyor. DEM Parti olarak iktidar ve muhalefet partilerine teklifimiz şudur: Gelin, Türkiye'de siyasi iklimin normalleşmesi için bir araya gelelim. Oyu, sandığı, makamı ve mevkii, popülizmi, rantı ve polemiği değil 86 milyonun geleceğini düşünerek siyasal iklimi normalleştirelim. Bu teklifimizi de grup toplantımız aracılığıyla siyasi partilere iletelim. Siyasi iklimin normalleşmesi için elimizden gelen her şeyi yapmaya hazır olduğumuzu belirtmek istiyorum.
Bütün Barış Akademisyenleri amasız fakatsız görevlerine iade edilmelidir
Biraz önce KHK’li arkadaşlar taleplerini dile getirdiler. Bugün KHK’li mağdur arkadaşlarımız aramızda. Eğer siyasi normalleşmeyi sağlayabilirsek ilk önce haksızlık ve hukuksuzluklara uğrayan ve bugün aramızda bulunan KHK'li arkadaşlarımızın derdine derman olabiliriz. Bu vesileyle hepiniz hoş geldiniz. İyi ki geldiniz, iyi ki mücadele ediyorsunuz. İyi ki hakkınızı arıyorsunuz. Kim ne derse desin, sizin derdiniz bizim derdimizdir. Hangi gündeminiz varsa DEM Parti oradadır ve orada olmaya devam edecektir. Ülkeyi demokrasiyle buluşturmak için ihraç edilenlere uygulanan düşman ceza hukuku artık son bulmalıdır. Bunu söyledik, söylemeye devam edeceğiz. Ayrıca Barış Akademisyenleri lehine verilen AYM kararları da uygulanmalıdır. Bütün Barış Akademisyenleri amasız fakatsız görevlerine iade edilmelidir.
Dilovası’ndaki ailelerin taleplerinin sonuna kadar arkasındayız
Değerli arkadaşlar, Kocaeli Dilovası'ndan gelen ailelerimiz burada. Acılarınızı paylaşıyorum. DEM Parti adına tekrar başınız sağ olsun diyorum. Biraz önce dinledim. İnsan gerçekten ne diyeceğini şaşırıyor. Fason üretim yapan bir fabrika ya da işletme ama yangın merdiveni yok. Kozmetik üretiyor ama yangına müdahale edecek araç gereçleri yok. 15 ila 30 kişi arasında işçi, emekçi çalıştırıyor ama sadece bir kişi sigortalı. Ama bu işletme belediyeden ruhsat almış. Ama bu işletmenin ortakları dışarıda serbest geziyor. Ama bu işletmeye ruhsat veren, bu işletmeyi denetlerken “her şey tamamdır” diyen belediye ve kamu görevlileri hala tutuklu değil. Haklarında etkin bir soruşturma başlatılmamış. Birkaç tane göstermelik tutuklu var. Onlar da ne kadar bu işle ilgili belli değil. Ailelerimizin Dilovası'nda yaşanan bu katliamın tüm boyutlarıyla ortaya çıkarılması için araştırma komisyonu kurulması talebi var. DEM Parti olarak bu talebi destekliyoruz. Yiten 7 canımıza saygının gereği olarak bunun arkasında duracağımızı belirtmek istiyorum. Milletvekillerimiz ilgileniyor. Bu davayla ilgili adalet beklentisinin karşılanması ve kamu vicdanını rahatlatacak düzeyde bir yargılanmanın yürütülmesi için de ailelerimizle dayanışma içerisinde olup olayın takipçisi olacağız. Tekrar başınız sağ olsun. Allah bir daha böyle bir acıyı kimseye yaşatmasın. Bir daha böyle acıların yaşanmaması için iktidarın, belediyelerin bu konuda gerekli olan altyapıyı oluşturması ve uygun olmayan işletmelere ruhsat vermemesi gerekiyor.
Ekonomide halkın yaşadığı gerçek ile iktidarın anlattığı masal arasında büyük bir uçurum var
Kıymetli dostlar, gelelim soframıza ve cebimize. Evet, soframızdan her gün bir şeyler eksiliyor. Cebimizde de artık neredeyse para yok denecek düzeye geldi. Ekonomi başlığında da halkın yaşadığı gerçek ile iktidarın bize anlattığı masal arasında büyük bir uçurumun olduğunu artık herkes fark ediyor. İktidar masalında ekonomi uçuyormuş, hiçbir sorun yokmuş. Emekli, asgari ücretli memnun ve mutlu bir şekilde yaşıyormuş. Ama iktidar sanırım farkında değil. Bizim sofralarımızdan her gün bir şeylerin eksildiğini ne zaman fark edecekler onu da çok bilmiyorum. Kendileri ancak düşerse fark edebilir. Ama kendilerine o kadar yüklü bir güvence sağlamışlar ki düşüp göreceklerini zannetmiyorum. Biz onlara hatırlatacağız. Düşünün ki artık emekli, asgari ücretli tatile bile gidemiyor. Bırakalım tatili; akrabasını, annesini, babasını ziyaret etmesine yetecek bir bütçesi yok. Sinemayı, tiyatroyu, sosyal faaliyetleri geçtim. Eskiden torunlar dedesine gittiği zaman cebine harçlık koyardı. Şimdi emekliler torunlarından kaçıyor, çünkü ceplerine koyacak harçlık yok. Kahrolsun böyle düzene! Kahrolsun bu yoksulluğu yaratanlara!
Ukrayna savaşta ama biz oradan buğday alıyoruz
Harçlığı geçtik, artık emekliler ve asgari ücretliler gıdalarını almakta zorluk çekiyor. Türkiye, yüksek gıda enflasyonunda dünya üçüncüsü. Böyle olumsuzluklarda hep baştayız yani. Bakın, savaştaki ülkelerde bile bu kadar yüksek gıda enflasyonu yok. Ukrayna savaşta ama biz oradan buğday alıyoruz. Dünyanın neresinde savaş, çatışma varsa bakın; böyle yüksek gıda enflasyonu görmezsiniz. Bizde savaş yok sözde ama ekonomik bir savaş var. Ekonomik bir açlığa, yoksulluğa terk etme durumu var. Ekmeğe, elektriğe, doğal gaza gelen zam çarşı ve pazardaki bütün fiyatlara yansıyor. Halk perişan durumda. Bu yoksul halk ne yesin, ne içsin, nasıl yaşasın? Bunu defalarca sordum. Ya bir tane yetkili de çıkıp cevabını vermedi. Sürekli ellerinde tablolarla ve istatistiki bilgilerle o kimsenin anlamayacağı karmaşık sunumları yapanları, 20 lirayla, 20.000 lirayla, 28.000 lirayla 4 kişilik bir aileyi nasıl geçindireceklerini anlatmaya davet ediyorum. Ücreti siz belirliyorsanız, bu ücreti alan insanın nasıl geçineceğini de bir zahmet anlatın.
Enflasyonu önleyen politikalar devreye konulmalı diyoruz ama enflasyon her gün artıyor
İşsizlik büyüyor. İşsizlik neredeyse %30'lara yaklaştı. Resmi veriler gerçi böyle demiyor. Ben Amed’den biliyorum, Batman'dan biliyorum. Bursa İl Örgütümüz burada, onlar da kendilerinden biliyor. Artık tekstil fabrikaları kapanıyor. Ege'de, Marmara'da üretim fabrikaları kapanıyor. Atölyeler sönüyor artık. Emekçiler işsiz bırakılıyor. Ya da güvencesiz işlerde düşük ücretle çalışmaya zorlanıyor. Bakın sadece Manisa'da Vestel fabrikasında bir yıl içerisinde 5-6 bin insan işten çıkarılmış. Düşünün, küçük bir kentte sadece bir fabrikadan 5-6 bin insan işinden edilmiş. Bunu kim kendisine dert edecek? Bunun yanıtını kim verecek? Belli değil. Geçtiğimiz hafta, İran savaşından dolayı ekonomi başlığında atılması gereken acil adımları sıralamıştık. Çok kısa tekrar hatırlatacağım. Ne demişti eş genel başkanımız buradan? “Enerji zamları halka yansıtılmamalı” demişti ama yansıttılar. Enflasyonu önleyen politikalar devreye konulmalı diyoruz. Enflasyon her gün artıyor. Çiftçiyi koruyan düzenlemeler yapalım dedik. Yapılmadı ve yapılmamaya devam ediyor. Bu hafta da bunlara ek olarak birkaç önlemi daha sizin aracılığınızla iktidara hatırlatmak istiyorum.
Ekonomik alan demokratikleşmeli, adil bölüşüm mekanizmaları devreye alınmalı
Siyasetin ekonomiye olumsuz etkileri artık ortadan kaldırılmalıdır. Hukuki ve demokratik güvenceler herkese sağlanmalıdır. Böylece gelecek öngörülebilir olur. Emin olun, yurt dışına her gittiğimde birkaç işletme sahibinin malını mülkünü Avrupa'ya götürdüğüne şahitlik ediyoruz. Hukuk yok, demokrasi yok. Malına ne zaman çöküleceğinin kaygısıyla yaşıyor insanlar. Demokrasinin, hukukun, öngörülebilir bir düzenin olmadığı bir yerde ne yapsın sermaye? Kaçıp gidiyor. Güven sağlanmalı. Bir an önce demokrasi ve hukuk alanında adımlar atalım ki ekonomimiz güçlensin, insanlar güvensin, inansın, yatırım yapsın. Tekstil fabrikasını Mısır'a götürmesin. Vestel'den işçi çıkarılmasın. Dilovası’nda olduğu gibi güvencesiz, denetimsiz işletmeler açılmasın. Ayrıca ekonomik alan demokratikleşmelidir. Ekonomide de demokrasi yok. Vergide adalet sağlanmalıdır. Adil bölüşüm mekanizmaları devreye alınmalıdır bir an önce. Halkın ve esnafın üzerindeki vergi borcu hafifletilmelidir. Üreticiler üzerindeki faiz borcu kaldırılmalıdır. Ekonomi büyük buhran alarmı veriyor. Bu sebeple, artık ekonomi siyasi partiler arası rekabetin konusu olmaktan çıkarılmalıdır. Demokratik ve bilimsel bir yaklaşımla ele alınmalıdır. 86 milyonun refahı tüm siyasi partilerin çıkarlarından daha değerlidir. Onların ikballerinden, koltuklarından daha değerlidir. Biz bunu böyle biliyoruz ve bunun mücadelesini yürüteceğiz.
Ne sendikacılık suçtur ne hak aramak suçtur ne yaşamı savunmak suçtur
Değerli arkadaşlar, hepiniz çok iyi biliyorsunuz ki iş cinayetleri, işte Dilovası’nda ağır yaralanmalar, güvencesizlik, bunların hiçbiri tesadüf değil. Bunlar bir sistemin sonucudur ve bilinçli bir tercihtir. Antep'te Sırma Halı işçilerinin ücret mücadelesi de Mehmet Türkmen'in tutuklanması da bunu gösteriyor. Elbette mesele sadece fabrikada başlamıyor; tarlada, köyde, derede, dağda da sürüyor. Muğla'da yaşadığı yeri savunduğu için tutuklanan Esra Işık'ı da buradan selamlıyoruz. Sevgilerimizi gönderiyoruz. Bugün yine aramızda İzmit Vartolular Derneği var. Hoş geldiniz. Basından rica ediyorum. Hem Kayakerli arkadaşların hem Dilovası’nda yaşamını yitirenlerin ailelerinin hem de jeotermal projelere karşı Varto ve Karlıovalı kardeşlerimizin mücadelesini duyup görüp işlerlerse memnun oluruz. Vartolu ve Karlıovalı kardeşlerimiz yaşam alanlarını savunuyor. Mücadelelerin önünde saygıyla eğiliyoruz. Selamlıyoruz. Başarılar diliyoruz. Ekolojik talan istemiyoruz değerli arkadaşlar. Çünkü bu ülkenin köylüleriyiz biz. Bizim toprağımızdan başka bir şeyimiz de yok. Onu savunmaya devam edeceğiz. İşçinin emeği ile köylünün toprağı arasında çok güçlü bir bağ vardır. Ne sendikacılık suçtur ne hak aramak suçtur ne yaşamı savunmak suçtur. Bunların tamamı saygın ve onurlu taleplerdir. Biz bu talepleri destekliyoruz.
Herkesi 1 Mayıs'ta taleplerini daha güçlü haykırmaya davet ediyoruz
Değerli arkadaşlar, işte KHK'li arkadaşlar gibi, Vartolu arkadaşlarımız gibi sadece Meclis’te değil yaşamın her alanında aslında yan yana gelip bu taleplerimizi güçlü bir şekilde haykırmamız gerekiyor. Bakın, onlar çok iyi iki örnek ortaya koydu. Önümüz 1 Mayıs. Vartoluları, KHK'lileri, Dilovalı ailelerimizi, hak arayan emekçileri, yoksulları, Kürtleri, Alevileri ve gençleri 1 Mayıs'a taleplerini daha güçlü haykırmaya davet ediyoruz. Biz bütün gücümüzle 1 Mayıs alanlarında olacağız. Sözümüz de yönümüz de açıktır. Biz yaşamdan, emekten ve halktan yanayız. Hepinize selam, saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
7 Nisan 2026
