Bakırhan: Süreçle birlikte ilk defa bir Kürt isyanı Meclis zemininde tartışılıyor

Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan, İstanbul’da gerçekleştirdiğimiz halk buluşmasına katıldı. Burada konuşan Bakırhan, şunları söyledi: 

Devrimcilere pratiğimizle layık olacağız

Yıllardır partimize büyük emekler vermiş siz değerli arkadaşlarımızla birlikte bugüne kadar yaşamış olduğumuz süreci ve bu sürecin ne anlama geldiğini; bu süreçte nasıl bir dil, söylem, pratik tutturacağımızı tartışacağız. Bugün aramızda olmayan yüzlerce Kürt ve Kürt dostu devrimcileri, insanlarımızı saygı ve minnetle anıyorum. Onlar kalbimizin en müstesna köşelerinde her zaman duracaklardır. Kürt’ün eşit yurttaş olduğu, Alevi’nin inancını özgürce yaşadığı, kadınların katledilmediği; demokrasinin, hukukun, adaletin tam anlamıyla uygulandığı bir demokratik cumhuriyet yaratmak onlara sözümüzdür. Bu sözü yerine getirmek için de yedi gün, yirmi dört saat hep birlikte çalışacağız. Aramızda olmayanlara sadece sözümüzle değil pratiğimizle de layık olacağız.

Sürecin en büyük başarısı 2 yıldır kimsenin yaşamını yitirmemesidir

Son günlerde Türkiye’nin dört bir yanında taziyeler kuruluyor. Yaşamını yitirenleri rahmet ve minnetle anıyor; ailelerine tekrar başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz. Ailelerimizin yasını, içtenlikle bugün burada İstanbul'daki arkadaşlarımızla birlikte paylaşıyoruz. Ağır bedeller ödendi. Sadece Kürtler ağır bedeller ödemedi, Türkiye’nin dört bir tarafında acılar yaşandı. Türkiye'nin dört bir yanında acılar birikti, büyüdü. Dolayısıyla bu bedeller sadece tek bir tarafın değil. Tek bir tarafın bedelleri olarak okumuyoruz. Edirne'deki acı da bizim, Hakkari’deki acı da bizim. İnşallah bir daha ne Şırnak'ta ne Tekirdağ'da ne Edirne'de annelerimiz gözyaşı dökmez, gençlerimiz yaşamını yitirmez; hep birlikte barışçıl ve demokratik bir Türkiye'de yaşarız diyorum. Bu süreç aslında annelerin evlatlarını yitirmemesi sürecidir. Son iki yıla baktığınız zaman da ne bir Türk annesinin ne de bir Kürt annesinin evladı yaşamını yitirmedi. Aslında bu sürecin en başarılı noktalarından birisi de 2 yıldır kimsenin yaşamını yitirmemesidir. Birileri bunu küçümsüyor, önemli bir gelişme olarak görmüyor olabilir. Ama Diyarbakır'da ve Türkiye'nin dört bir yanında evladının taziyesini kuran ve Ankara Güven Park'ta kendisine şehit ve gazi aileleri diyen annelerin yaşadığı acıları anlamak, empati kurmak gerekiyor. Bu sürecin en büyük kazanımı budur.

Sadece Kürt anneler değil, bütün aileler bu sürece sahip çıkmalıdır 

Bu süreç sorunların inkar ve şiddetle değil siyaset ve müzakereyle çözüleceği bir süreçtir. Bugüne kadar süreç inkar karşısında isyanla yürüdü ve büyük acılar yaşadık. Demek ki bundan sonra ne olacak? İnkar ve isyan yerine konuşarak, müzakere ederek, diyalogla sorunlarımızı tartışacağız. Allah'ın izniyle çözüm için de birlikte bir yol bulacağız. Diyarbakır'da Barış Annelerini ziyaret ettik, acılarını paylaştık. İstanbul'da Cumartesi Annelerini ziyaret ettik, onların tuttuğu yası paylaştık. Onların evlatlarının, kardeşlerinin, babalarının bulunması için de bu süreç engel değil, aksine bir fırsattır. İnşallah onların da bulunması için elimizden geleni yapacağız. Şehit ve gazi ailelerine de sesleniyorum: Sizin de acınız kıymetlidir, değerlidir. Barış Annelerinin olduğu gibi, Cumartesi Annelerinin olduğu gibi sizin çocuklarınızın da acısı yüreğimizdedir. İnşallah bu acıların yaşanmaması için Barış Annelerine de şehit ailelerine de Cumartesi Annelerine de sözümüz olsun, bir daha bu ülkede kimse evlat acısı yaşamasın diyoruz. Çağrı yapıyorum; şehit ve gazi ailelerine diyorum ki ya siz de Cumartesi Anneleri ve Barış Anneleri gibi gelin ya da biz size gelelim, sizi dinleyelim. Eleştirilerinizi, önerilerinizi bize anlatın. Bu süreç tam da çocukların cenazesinin gelmemesi sürecidir. Dolayısıyla bu süreci en iyi anlayacak olanlar Cumartesi Anneleri, Barış Anneleri, şehit ve gazi aileleridir. En çok da onlar bu süreci sahiplenmelidir. Evlat acısı çekmeyenler rahat konuşur, bol bol konuşur. Ama bir de evlat acısı yaşayan bu annelere bu süreci sormak gerekiyor. Onun için çağrımdır. Bütün anneler bu sürece sahip çıkmalıdır. Sadece Kürt anneler değil, Türkiye'deki bütün anneler bu sürece sahip çıkmalıdır. 

Süreçle birlikte ilk defa bir Kürt isyanı Meclis zemininde tartışılıyor

Değerli arkadaşlar, şimdi önemli bir gündemi beraber tartışacağız. İki yıldır bir sürecin içerisindeyiz. Sayın Bahçeli'nin elimizi sıkmasıyla başlayan, Sayın Öcalan'ın 27 Şubat çağrısı ve PKK'yi fesheden çağrısı, aynı zamanda örgütün Süleymaniye'de silahlarını yakmasıyla beraber devam eden iki yıllık bir süreç yaşadık. Bazen hop oturup hop kalktık, bazen tereddütle yaklaştık. Bazen de bu süreç Türkiye'ye, Kürt'e, emekçiye, yoksula, evladı içeride olana, evladını yitirmiş annelerimize ne getirecek sorularıyla karşı karşıya kaldık. Bu soruları gittiğimiz her yerde sordunuz. Muhtemelen içinizde hala bu soruları soran kardeşlerimiz ve annelerimiz de vardır. Evet, bu sorunun yanıtını vermeye çalışacağım. Meclis zemininde bir yasa kabul edildi. Bu yasa çok kıymetlidir. Sayın Öcalan'ın da dediği gibi, bugüne kadar inkârdan dolayı hakkını arayan bütün Kürtlerin sonu idam sehpalarıydı. İlk defa bir Kürt isyanı Meclis zemininde tartışılıyor. Meclis zemininde bir komisyon kuruldu ve bir yasa çıktı. Bu çok değerli ve kıymetlidir. Hiç kimse bunu küçümsemesin. Hiç kimse bu adımın küçük bir adım olduğunu düşünmesin.

Çerçeve yasa, Kürt meselesini şiddet ve inkar zemininden hukuk ve siyaset zeminine çeken bir yasadır

Bu yasa Kürt meselesinin bütünüyle çözüldüğü bir yasa değil. Bunu bir defa net bir şekilde bilelim. Peki, bu yasa nedir? Bu yasa Kürt meselesini şiddet ve inkar zemininden hukuk ve siyaset zeminine çeken bir yasadır. Yani Kürtlerin kimlik meselesini, dil meselesini, yerel yönetimler meselesini, düşünce ve ifade özgürlüğü meselesini, ekonomide adalet meselesini ve benzer meseleleri artık Meclis zemininde, demokratik zeminde konuşmasını sağlayacak bir yasadır. Şimdi bu yasa ne yapacak? Bu yasayla birlikte ne olacak biliyor musunuz? Dağdaki çocuklarınızın, cezaevindeki Figen Yüksekdağların, Selahattin Demirtaşların, Nazmi Gürlerin, Ayşe Gökkanların, Leyla Güvenlerin ve 4000'e yakın tutsak arkadaşımızın bizimle beraber demokratik zeminde siyaset yapmasını sağlayacak. Bu yasayla birlikte sürgündeki Hatip Dicleler, Remzi Kartallar, Nursel Aydoğanlar, Fatma Kurtulanlar ve Maxmur gibi yerlerde yaşayan on binlerce insanımız ülkesine, yurduna dönecek. Bizimle birlikte siyaset yapmak için dönecekler. Bütün meselelerimiz bu yasayla çözülecek mi? Hayır. En başta bu yasa için ne söylendi? Şiddeti durduracak, meseleyi siyasi ve hukuki zeminde tartışacak bir yasadır. Tam da o içeriğe uygun bir yasa çıktı. Onun için sağda solda bu yasayı küçümseyenlere; dil yok, kimlik yok, kayyımlar devam ediyor diyen kardeşlerime sesleniyorum: Bu yasa o yasa değil. Ama sizin dediğiniz talepleri karşılayacak yasalar da çıkacak. O yasaları da beraber göreceğiz. İnşallah bir gün burada dilin özgür olduğu, yerel demokrasinin olduğu, Kürtlerin düşüncelerini özgürce dile getirdiği, kimsenin düşünce ve söylemlerinden dolayı cezaevine girmediği, ekonomik adaletin sağlandığı yasaları ve gündemleri de birlikte konuşacağız. Ama o şimdi değil, o bugün değil. O, bu yasayla beraber yarın hep birlikte mücadelesini vereceğimiz bir gündemimizdir.

Yasayla Kürt meselesi ilk defa Meclis zemininde karşılığını bulmuştur

Şimdi bu yasa nedir? Bu yasa Kürt meselesini ele alış biçimini değiştiriyor. Bugüne kadar neydi? Dilini isteyen herkese terörist deniliyor, cezaevine atılıyordu. Halil Aksoy buradadır, 70'li yaşlardadır. Ömrünü cezaevlerinde geçirdi. Niye? Dinine ve kimliğine sahip çıktığı için. İşte bu yasa Kürt meselesini ele alış biçimiyle de bir değişiklik getiriyor. 100 yıldır inkar vardı, inkarın karşısında da bir şiddet ve çatışmalı süreç vardı. Şimdi ilk defa Meclis’te 467 milletvekili artık bu meseleyi siyasetle, hukukla Meclis zemininde çözelim dedi. Bugüne kadar hiç duydunuz mu Meclis zemininde Kürt meselesinin tartışıldığını, konuşulduğunu, çözüm için kurullar oluşturulduğunu? O açıdan bu mesele önemlidir. Kürt meselesi ilk defa Meclis zemininde karşılığını bulmuştur. Kürt meselesi ilk defa Meclis zemininde kabul edilmiştir. Bu yasa Kürt meselesinin varlığını kabul eden ama bugün çözümünü tartışmasa da bu ilk aşamadan sonra Kürt meselesinin çözümünü de tartışacak bir yasadır. Tekrar ediyorum: Bu yasa çözümün kendisi değildir, çözümün önündeki ilk adımdır. Çözüm yoluna döşenen ilk taştır. Demek ki bu yasa tek başına Kürt meselesinin çözümü değil, tek başına bütün meselelerimizi çözen bir yasa değil. Ama bu yasa bir ilktir, bir son değil. Bu yasa bir başlangıçtır. İnşallah bundan sonra da bu yasadan sonra diğer yasaların da çıkması için dün olduğu gibi bugün de İstanbul'daki emekçilerle, yoksullarla, sosyalistlerle, Kürtlerle, kadınlarla, gençlerle birlikte mücadele ederek ikinci, üçüncü ve daha sonraki aşamaları gerçekleştirecek ve Kürt meselesinin hak edildiği şekilde çözümünü sağlayacağız.

Beklentimiz Sayın Öcalan’ın Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kuruluna girmesidir

Ne yasa çıktı mesele bitti demek doğrudur, çünkü henüz yolun başındayız, ne de bu adımı yok saymak doğrudur. Bu adım biraz önce de söylediğim gibi tarihidir, önemlidir. Yakından takip edeceğiz, birlikte büyütmeye çalışacağız. Geçen gün Meclis’te Takip ve Değerlendirme Kurulu kuruldu. Bu çok önemlidir. Bu kurul ne yapacak? Sadece silahların bırakılmasını denetlemeyecek; bu meselenin çözülmesi için de bir takip ve denetleme kurulu olacak. Yine alt komisyonların kurulması kararı verildi. Bu alt komisyonlardan biri de Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kuruludur. Beklentimiz odur ki Sayın Öcalan da Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kuruluna girecektir. Takip ve Değerlendirme Komisyonu Kürtlerin bu taleplerini dikkate alarak Sayın Öcalan'ın Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kurulunda yer almasını sağlamalıdır. Niye? Çünkü Sayın Öcalan'ın önemi sadece silahsızlanma açısından değildir; kendisi Türk-Kürt ilişkilerini demokratik zemine çekerek güçlü bir birlikteliği sağlayacak bir birikime ve inanca sahiptir. Sayın Öcalan'ın emeği, katkısı, cesareti olmasaydı belki bugün başka bir şey konuşuyor olacaktık. Sayın Öcalan; Türk-Kürt ilişkilerinin yeniden güncellenerek Türklerin, Kürtlerin ve bu ülkede yaşayan diğer milliyetlerden ve inançlardan olan halkımızın demokratik bir zeminde yaşamasını sağlayacak bir iradeye, birikime, perspektife sahip olduğu için de önemlidir.

Halkımızın kendisi bu süreçten sonra artık özne olmalıdır

Değerli arkadaşlar, bu yasa bir ilk ise demek ki işimiz bitmedi, değil mi? Daha çok toplanacağız, sokakta daha çok hakkımızı arayacağız. Daha çok yerel demokrasi isteyeceğiz. Daha çok ekonomide adalet isteyeceğiz. O açıdan bize büyük görevler düşüyor. Nedir bu görevler? Eski dille eski usulle, eski yöntemlerle bu süreci başarıya ulaştırmak imkansızdır. Bunu sadece DEM Parti ve bileşenleri için söylemiyorum. Bu aynı zamanda iktidar için de bürokrasi için de hükümet için de geçerlidir. Yeni bir dile, yeni bir yaklaşıma, yeni bir üsluba, yeni bir çözüm mantığına artık ihtiyaç var. Bu süreçte görevimiz nedir? Sizin özne olmanızı sağlamaktır. Halkımızın kendisi bu süreçten sonra artık özne olmalıdır. Bakın, biz ne yaptık? İl örgütümüz aracılığıyla size çağrı yaptık, burada bir toplantı aldık. Sizler sadece bilgilendirilen bir toplum olmamalısınız. Aynı zamanda talep edeceksiniz; “Gelin, bu süreci anlatın, tartışalım. Bu süreçte kaygılarım var. Bu sürece eleştirilerim var” diyeceksiniz. Partinizi, yönetiminizi, vekillerinizi siz ayağınıza çağıracaksınız. Biz de bugüne kadar yürütmüş olduğumuz bu mücadele konusunda sizi bilgilendireceğiz. Evet, sadece talep eden değil örgütleyen, bu süreci inşa eden sizler olacaksınız. Sürece eleştirisi olanlara gidip bugün anlattıklarımızı anlatması gereken sizlersiniz. Barışın ne kadar değerli ve kıymetli olduğunu anlatması gereken sizlersiniz. Bin yıldır bu topraklarda yaşayan Kürt'ün farklı dilinin ve kimliğinin olduğunu, bu dilinin annesinin ak sütü gibi helal olduğunu ve Kürt'ün bu dilini yaşatması, öğretmesi ve eğitim görmesi gerektiğini siz anlatacaksınız. Dolayısıyla sizlere büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. 

Talep edersek karşılığını alırız, inşa edersek bu süreci hukuki zemine taşıyabiliriz

Talep edersek karşılığını alırız, inşa edersek bu süreci hukuki zemine taşıyabiliriz. Örgütlersek bunun hukukunu oluşturabiliriz. Ama yerimizde oturup “Zaten DEM Parti çalışıyor, bize gerek yok” dediğimiz zaman emin olun ki süreci başarılı bir şekilde götüremeyebiliriz. Anadilinden yerel yönetimlere yaşanan bütün sorunlara kadar birlikte inşa edeceğiz, örgütleyeceğiz. İnşallah mücadelemizle birlikte bunları da bir an önce sağlayacağız. Onun için bu sürece ilişkin kısaca bunları söylüyorum. Rahat olun. Sürecin birinci aşamasını, silahsızlandırma ve meselenin hukuki ve siyasi zeminde tartışılmasıyla sağladık. İkinci aşama; demokratik hak ve özgürlüklerimiz, taleplerimiz, dilimiz, kimliğimiz ve yerel demokrasidir. Bu aşamalarda da bizi büyük bir görev ve sorumluluk bekliyor. Birlikte sokakta, Meclis’te, yaşamın her alanında daha güçlü sesle taleplerimizi haykıracak mıyız? Onu vallahi İstanbullulara biz soruyoruz. Bunun da cevabını ben merak ediyorum. Var mısınız?

Türkiye siyasetinde büyük bir iz bırakacak olan kongreyi 6 Eylül'den sonra örgütleyeceğiz

DEM Parti 6 Eylül'de kongresini yapıyor. Aslında kongre biraz uzadı. Sebebi neydi biliyor musunuz? Biz dedik ki bu yasa erken çıkar ve başta Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş olmak üzere cezaevindeki 4000 arkadaşımız, sürgündeki siyasetçilerimiz, yoldaşlarımız döner de büyük ve güçlü bir kongre yaparız. Ama yasa gecikti. Bizim de kongremizi yasal olarak yapmamız gerekiyordu. Onun için kongremizi yapacağız ama bu sıradan bir kongre değil. Bu kongre, büyük dönüşüm kongresinin hazırlığını yapacak. Türklerin, Kürtlerin, emekçilerin, yoksulların, kadınların, sosyalistlerin, Alevilerin daha fazla katıldığı; Türkiye'yi yönetme iddiası olan programıyla, tüzüğüyle, sözüyle, kadrolarıyla birlikte siyasette büyük bir iz bırakacak bir kongreyi inşallah hep birlikte 6 Eylül'den sonra örgütleyeceğiz.

Metinlerin servis edilmesi sürece yönelik sabotajdır 

Şimdi çerçeve yasa Meclis'ten geçti, tabii bu bazılarını çok rahatsız etti. Birileri istiyor ki Kürt çocukları hep savaş için yaşamını yitirsin. Onlar da konforlu alanlarından bunun üzerinden siyaset yapsın. Öyle bir dünya yok artık. Kürt 100 yıldır bedel ödüyor, son 40 yılda da on binlerce evladını yitirdi. Binlerce köy yandı. Şimdi Kürt barışa razı ama elini sıcak sudan soğuk suya koymamış birileri de rahatsız. Ya birileri çıkıp da “Kardeşim, mücadele eden, bedel ödeyen, emek veren, ciğerini kaybeden, büyüdüğü toprakları terk eden Kürt barıştan razı da sen neden razı değilsin?” sorusunu sormaz mı? Sürecin kritik bir eşiğindeyiz. Hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız. Tam bugünlerde kurgulanmış bazı metinler kamuoyunun önüne düştü. Belki okudunuz. İçeriğine girmeye gerek yok. Takip ve Değerlendirme Kurulunun toplandığı gün piyasaya bazı metinler servis edildi. Bu bir tesadüf mü? Tesadüf değil. Peki, bu nedir? Vallahi bu bir sabotajdır. Bu Kürt'ün “Ben barışmak istiyorum” dediği bir sürecin karşısına başka bir şey koymaktır. 

Sabotajlar karşısında bu süreci sahiplenerek yürümeye devam edeceğiz 

Sayın Öcalan şahsında bu sürece bir operasyon çekiliyor. Biz bu operasyonu kabul etmiyoruz. Herkesi de uyarıyoruz. Lütfen operasyonlara alet olmayın. İmralı'da yapılan görüşmelerde tek bir muhatap var. Kimdir muhatabımız? DEM Parti İmralı Heyetidir. Kardeşim bir metin yayınlıyorsun. İmralı'ya gidip gelen DEM Parti Heyetine sorsana bu metin doğru mudur diye? Dolayısıyla bizim tek muhatabımız Pervin Buldan, Mithat Sancar, Özgür Erol’dur. Onlar bu servis edilen metni kabul ettiler mi, etmediler mi? Etmediler, bir bilgileri yok. Sayın Öcalan ve heyetimizin doğrulamadığı hiçbir metne kimse inanmasın. Çünkü muhatap onlardır. Bu sabotajı yapanlar çok iyi bilsin ki evladını yitiren Barış Anneleri, Cumartesi Anneleri, zindanda çocukları yatan fedakar ailelerimiz asla bu sabotajlara izin vermeyecektir. Sürecin başarıya ulaşması için bu sabotajlar karşısında süreci sahiplenerek yürümeye devam edeceğiz. Bu sabotajlar bizi asla bir milim yolumuzdan şaşırtmayacak. Bu sabotajı yapanları da kınıyorum.

Stadyumlardaki ırkçı hezeyanlara bir an önce son verilsin

Her ne hikmetse son günlerde gene Kürtlere dönük saldırılar başladı. İşte kimi kentlerde bazı şeyler bahane edilerek toplum linç edilmeye çalışılıyor. Özellikle tribünlerde ırkçı, milliyetçi bir dalga yükseliyor. Bir tesadüf değil. Sarı torbaları gösteriyorlar. Barışı konuştuğumuz, gençlerimizin yaşamını yitirmediği bir dönemde stadyumlarda bölge takımlarının yaptığı maçlarda sarı torbalar gösteriliyor. Açık söylüyorum: Bir tarafın acısı üzerinden tepinen organize gösterilere asla göz yummayacağız, göz yumulmamalıdır. Bölge takımları ırkçı hezeyanlarla karşılanıyor. Buradan kulüplere ve Türkiye Futbol Federasyonuna çağrı yapıyorum: Bu sessizlik niye? Stadyumlar maç yapmak için vardır; bir halkı aşağılamak, bir halka ölümü göstermek, sarı torbaları göstermek için değil. Herkes haddini bilsin. Stadyumlardaki ırkçı hezeyanlara lütfen bir an önce son verilsin. Buradan Amedspor'a, Amed’deki onurlu halkımıza da bir çağrı yapmak istiyorum: Hafta sonu Amedspor ve Trabzonspor karşılaşması oynanacak Amed’de. Trabzonspor'u Kürt’e yakışan bir ev sahipliğiyle Amed halkımız karşılasın. Bu ırkçı hezeyanlara karşı onurlu bir duruş ortaya koysun. Amedspor ile Trabzonspor da sahada duruşuyla, yaklaşımıyla bu bozgunculara bir cevap versin.

Rojava'da tanınmanın ve özgürlüğün yolunu açan anlaşmayı destekliyoruz

Suriye'de de çok önemli gelişmeler var. Dün önemli bir adım atıldı. Şam yönetimi ile Rojava yönetimi arasında bir anlaşma imzalandı. Kürtler yok sayılmaya rağmen Rojava'da çok büyük bir mücadele örneği ortaya koydular. 10 yıl önce Suriye'de Kürtlerin kimliği yoktu. Buradaki vatandaşlarımız çok iyi biliyor. Şimdi Kürtler Suriye'nin geleceğinde kritik bir role ve öneme sahiptir. Bu anlaşma da onu kanıtladı. Yapılan anlaşmayla Kürtler sadece Kobanî'de, Qamışlo'da, Haseke'de değil; bütün Suriye'nin yönetiminde artık söz sahibidir, ortaktır. Bu çok önemlidir. Tanınmaların ve özgürlüğün yolunu açan bu anlaşmayı destekliyoruz. Bu tanınma ve özgürlük konusunda bundan sonra atılacak adımların da çoğalmasını, büyümesini İstanbul'dan İstanbullu kardeşlerimizle birlikte haykırıyoruz. Bu anlaşma başta Kürtler, Dürziler, Aleviler, Araplar olmak üzere Suriye'de yaşayan bütün halklara inşallah hayırlı olsun. Bir daha savaş ve çatışma olmasın. Kürtler kendi anadilleriyle eğitim görsün, eşit yurttaşlar olsun. Kürt halkının tanındığı her anlaşma büyük acılar ve bedellerle oldu. Rojava'daki bu anlaşma kolay olmadı. Siirtli, Amedli, Batmanlı gençler gidip Rojava halkıyla dayanıştılar, mücadele ettiler, yaşamlarını yitirdiler. Rojava'daki halkımızı bugüne getiren, bedel ödeyen, aramızda olmayan gençlerimizi de saygı ve minnetle anıyorum. Onları her zaman yüreklerimizde taşıyacağımızı bir kez daha belirtmek istiyorum.

Em Kurdên Serhedê ne. Berê mezinên me digotin aştî xweş e, baş e, xêr e. Înşelah em ê bi hev re aştiyeke xweş, baş, bixêr bibînin. Ji me hemûyan re serkeftin, serkeftin, serkeftin.

26 Ağustos 2026