Kadın Meclisi Sözcümüz Halide Türkoğlu, Kadın Meclisi toplantımızın açılışında konuştu. Türkoğlu, şunları söyledi:
Yeni dönem planlarımızı yapacağız
Sevgili Kadın Meclisi üyesi arkadaşlar, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Geçmiş iki buçuk aylık süreçteki ülke ve kadın gündemini, yine bu süre içerisinde yapmış olduğumuz çalışmaları değerlendirmek ve yeni dönem planlamamızı yapmak için Kadın Meclisi toplantımızı gerçekleştiriyoruz. Geçirdiği rahatsızlıktan dolayı 11 gün hastanede kalan ve tedavisine evde devam edildiği için aramızda olmayan Çiçek Otlu yoldaşımıza bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Çiçek’in en kısa zamanda aramızda olacağına olan inancımızla selam ve sevgilerimizi kendisine gönderiyoruz. Kısa bir süre önce yaşamını yitiren Barış Annesi Zekiye İlmen’i anıyor; ailesine, yakınlarına ve tüm Barış Annelerine başsağlığı diliyorum. Zekiye ana ve bu uğurda yitirdiğimiz tüm yoldaşlarımızı saygı ve özlemle anıyoruz.
Siyasi tutsakların özgürlüğüne kavuşmasının önündeki engelleri kaldırmak barışın gereğidir
Yine 10 yıla yakın bir süredir tutuklu bulunan ve yakın zamanda abisini yitiren sevgili yoldaşımız Figen Yüksekdağ’a bir kez daha başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz. Figen Başkan ve birçok yoldaşımız hukuksuzca tutuldukları cezaevlerinde onlarca kayıp yaşadı. Birçoğu aile bireylerinin son zamanlarında, yaslarında, anmalarında bu yüzden yer alamadı. Yoldaşlarımız demokrasi, eşitlik ve özgürlük mücadelesi yürüttükleri için yıllardır cezaevinde rehin tutulmaktadır. Figen Yüksekdağ, Ayşe Gökkan, Leyla Güven ve adını sayamadığımız yüzlerce kadın siyasetçinin yeri zindanlar değildir. Bu arkadaşlarımız, barış ve demokrasi için bedel ödeyenlerdir. Kadın cinayetlerine, kadına yönelik şiddet ve katliamlara karşı ses yükseltenlerdir. Barış ve Demokratik Toplum Sürecini örecek olan öncü kadınlardır. Her bir arkadaşımız tutsaklık koşullarında dahi bu sürecin başarıya ulaşması için çabalamaktadır. Bu çabayı görmek, siyasi tutsakların özgürlüğüne kavuşmasının önündeki engelleri kaldırmak barışın gerekliliğidir diyor; her bir tutsak yoldaşımızı saygıyla, sevgiyle selamlıyoruz.
İranlı kadınlar hem dış saldırıların hem de iç baskıların hedefindedir
Bugün Ortadoğu coğrafyasında yürütülen savaşın merkezinde İran var. İran’da savaşın, şiddetin, yıkımın altında hakları ve özgürlükleri için direnen İranlı kadınlara binlerce selam gönderiyoruz. ABD-İsrail-İran savaşı bir ayını geride bırakırken taraflar arasında iki haftalık bir ateşkes kararı alındığı duyuruldu. Bu 40 günlük süreçte en büyük yıkımı yine kadınlar ve çocuklar yaşamıştır. Sadece İran’la sınırlı olmayan saldırılar Lübnan ve Yemen’de de aynı tabloyu gözler önüne sermektedir. Hak örgütlerinin sunduğu verilere göre İran’da 701 sivil insan yaşamını yitirmiştir. Bunlardan 261’i kadın, 254’ü çocuktur. Yine Lübnan’da 130 çocuk saldırılarda yaşamını yitirmiştir. İranlı kadınlar hem dış saldırıların hem de iç baskıların hedefi olmaktadır. 40 gün süren savaşta ateşkes ilan edilse de İranlı kadınların yaşamları ve hayatları Molla Rejimi tarafından tehdit altındadır. Rejim bir yandan dış güçlerle savaşırken, içeride de kendi tahkimini sağlamak için muhalifleri, özellikle de muhalif kadınları sindirmek üzere her türlü suçu işlemeye devam etmektedir.
İran rejimi halkların talebini yerine getirmelidir
Rejime bağlı güçler tarafından karakollar kurulduğu ve işkence suçu işlendiği haberleri kamuoyuna yansırken, internet kesintileriyle bu suçlar görünmez kılınmak istenmektedir. Molla Rejimini protesto ettikleri için gözaltına alınan kadınlardan haber alınamıyor. İran cezaevlerinde rehin tutulan ve idamla yargılanan muhalif kadın aktivistlerin her an infazları gerçekleştirilebilir. İdamlara Hayır, Özgür Yaşama Evet Kampanyası tarafından yapılan çağrıya destek sunuyor ve buradan bir kez daha söylüyoruz: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve İnsan Hakları Konseyi, İran’ın askeri faaliyetleri ile ülke içinde artan idamlar arasındaki ilişkiye her platformda dikkat çekmelidir. Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Örgütü, Sınır Tanımayan Gazeteciler ve tüm sivil toplum kuruluşları, bölgesel çatışma dönemlerinde izleme faaliyetlerini artırmalıdır. Diplomatik görüşmelere katılan devletler, idamların derhal durdurulmasını temel bir şart olarak gündeme getirmelidir. Mahbube Şabani, Werîşe Muradî, Pexşan Ezîzî, Nergiz Muhammedi, Şerife Muhammedi ve Şehnaz Tabari hakkında verilen cezalar durdurulmalıdır. Demokrasi, eşitlik, özgürlük talebiyle sokaklara çıkan halkların talebi meşrudur; rejim bu talepleri yerine getirmek zorundadır. Bu talepler aynı zamanda biz kadınların da talebidir.
8 Mart alanlarından Newroz alanlarına akan kadınlar barıştaki ısrarını gösterdi
Sayın Öcalan’ın 27 Şubat çağrısıyla birlikte başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci, bu taleplerin yerine getirilmesinin zeminini ortaya koymuştur. Kürt sorununda demokratik çözümün sağlanması ve haksızlıkların, hukuksuzlukların, adaletsizliklerin son bulması için tüm kesimlerin daha güçlü ve kararlı bir şekilde sorumluluk alması elzemdir. Şüphesiz, bu sorumluluğu ilk günden beri en kararlı şekilde eşitlik ve özgürlük mücadelesiyle üstlenen kadınlardır. Bu kararlılık, 8 Mart alanlarından Newroz alanlarına akan kadın iradesiyle bir kez daha barıştaki ısrarını göstermiştir. Sayın Öcalan’ın çağrısıyla birlikte halklarda, kadınlarda büyüyen barış umudunu kimsenin gölgelemesine izin vermeyiz.
Renklere tahammülsüzlük bir güvenlik sorunudur
Bir yandan sürecin ilerleyebilmesi için somut adımların atılması gerektiği konuşulurken, diğer yandan gözaltı ve tutuklamalar yapılmasını, keyfi uygulamaların devam etmesini kabul etmiyoruz. Yakılan her ateşte, çekilen her halayda barış talebi dile getirilmiştir. Newroz’a giden kadınların ve gençlerin ulusal kıyafetleri, şallarının renkleri bu ülkenin renkliliğidir. O alanlarda sadece Kürt kadınlar yoktu; demokrasi, eşitlik ve özgürlük isteyen sosyalist kadınlar, feminist kadınlar, farklı inançlardan, kimliklerden ve siyasetlerden kadınlar, genç kadınlar vardı. Yani bu ülkenin renkleri vardı. Boynumuza taktığımız şallar değil, o renklere tahammülsüzlük bir güvenlik sorunudur. Bu uygulamalarla barışa gölge düşürmek isteyen zihniyet bir güvenlik sorunudur.
Cezaevinde çıplak aramayı raporlaştıran psikologlar hakkında soruşturma açıldı
Barışa gölge düşüren bir diğer yaklaşım da Antalya’da yaşanmıştır. Bu ülkenin cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri yıllardır hak örgütleri, hukuk örgütleri tarafından belgelenmektedir. Cezaevlerinde özellikle siyasi tutsaklara yönelik özel bir hukuk uygulandığı defalarca ülke gündemine getirilmiştir. Gelin görün ki bu suçu işleyenler hakkında tek bir işlem yapılmazken, suçu raporlaştıran uzmanlar, psikologlar hakkında soruşturma açılıyor. Doğru duydunuz. Antalya Yüksek Güvenlikli Cezaevinde çıplak aramayı raporlaştıran psikologlar hakkında soruşturma açılmıştır. Bu uygulamaları asla kabul etmiyoruz. Bir hak ihlalini tespit etmek suç değildir. Asıl suç, bu ihlali tespit edenleri hedef almaktır; şiddetin, işkencenin üzerini örtmektir. Barışa gölge düşüren bu yaklaşımlar derhal sonlandırılmalıdır. Psikologlara açılan soruşturmaların geri çekilmesi, gerçek suçluların açığa çıkarılması ve yargılanması zorunluluktur. Bu olayın sonuna kadar takipçisi olacağımızı da ayrıca belirtiyoruz.
Kalıcı barış toplumun her kesimini kapsayacak bir siyasetten geçiyor
Barışı sadece iki taraf arasında görmedik hiçbir zaman. Kalıcı bir barışın sağlanması başta kadınlar olmak üzere toplumun her kesimini kapsayacak bir siyasetten geçmektedir. Kadınlara, farklılıklara, doğaya, yaşam alanlarına yönelik saldırıların son bulmasıyla bu gerçekleşecektir. Bakın, 2025 yılında 294 kadın cinayeti işlendi. 297 kadının ölümü, “şüpheli ölüm” olarak kayıtlara geçti. Sadece 2026 yılının Mart ayında 29 kadın erkekler tarafından katledildi. 22 kadının ölümü yine “şüpheli ölüm” olarak kayıtlara geçti. Bu ülkede iki gün önce, bir günde dört kadın cinayeti işlendi. Bu cinayetler münferit değil. Şüpheli ölümlerin çoğunun arkasında yine erkek-devlet şiddeti var. Yıllarca “şüpheli ölüm” ya da “intihar” olarak kayıtlara geçirilen birçok kadının hikâyesindeki şiddet, kadınların mücadelesiyle açığa çıkarılmıştır. Eskişehir’de Mehmet K. tarafından katledilen Sevim Özdemir cinayeti bunu bir kez daha göstermiştir. Sevim’i katleden kişinin cinayete intihar süsü verdiği kadınların mücadelesiyle ortaya çıkmıştır.
İktidar ve muhalefet kadına yönelik şiddeti durdurmaya dönük kapsamlı bir çalışma yürütmelidir
Rojin Kabaiş dosyası da aynı zihniyetle kapatılmak istendi. Rojin’in ailesinin, arkadaşlarının, kadınların mücadelesiyle gerçekler açığa çıkmasına rağmen Rojin’in failleri hala elini kolunu sallayarak dolaşmaktadır. Sistematik bir hale gelen kadın cinayetlerindeki artışın nedenleri bilinmektedir. Faillerin nerelerden güç aldığı bilinmektedir. Gerek iktidar gerek muhalefet kadın cinayetlerini, kadına yönelik şiddeti durdurmaya dönük kapsamlı ortak bir çalışma yürütmelidir. Yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Bir diğer konu doğum izinleridir. 16 haftadan 24 haftaya çıkarılan doğum izinleri düzenlemesi. İlk bakışta olumlu bir şey olarak görülse de bizler asıl yapılması gerekeni özellikle vurguluyoruz. Söz konusu düzenlemede babaların bakım sürecindeki rolünün yardım olarak tanınması cinsiyet eşitsizliğinin göstergesidir. Bakım sorumluluğunun yine annenin omuzuna yüklenmesidir. Babalık izni sembolik değil zorunluluk olmalıdır. Aksi her durum kadınları kamusal alanın dışına itmektir. Kadın işsizliğinin ve yoksulluğunun derinleşmesidir. Tüm bu sorunların üstesinden gelmenin yolu, bakım emeğini kadınların omuzundan kaldırmak ve iş yerlerinde ücretsiz kreşler açmaktır. Bizlerin kadınlar adına talebi de budur.
Esra Işık’ın tutuklanması yargının ekolojik yıkımdaki ısrarının göstergesidir
Rant ve talan düzeni en çok yaşam alanlarımıza ve doğamıza saldırmaktadır. Hayatlarımıza kast eden bu zihniyet bizi yoksullaştıran zihniyettir. Her gün derinleşen yoksulluğun içinde ekonomik şiddet sarmalını yönetenler en çok bize uygulamaktadır. Tüm bunlar yetmezmiş gibi bu gözü dönmüş iktidar-sermaye ortaklığı, yaşamını ve doğasını savunan kadınları hedef almaktadır. Açılan davalar devam ederken köye acele kamulaştırma için keşif heyetinin gelmesine karşı İkizköy halkı direnişe geçmiş, bu direnişin sembollerinden Esra Işık da yürüttüğü mücadele gerekçe gösterilerek tutuklanmıştır. Bu durum yargının ekolojik yıkımdaki ısrarının, doğa ve kadın düşmanı olduğunun en açık göstergesidir. Bunun karşısında biz kadınlar doğa için, yaşam için yan yanayız. Direnişlerimizle sömürü ve talan düzeninizi sarsacağız. Esra Işık’ın mücadelesi biz kadınların mücadelesidir.
Gücümüzü ve moralimizi kadın direnişlerinden alıyoruz
Aynı sorunlar eğitim alanında da yaşanıyor. Her gün yeni bir cinsiyetçi uygulama, her gün yeni bir nefret söylemi üreten bir milli eğitim bakanı var. Toplumsal cinsiyet kavramını, LGBTİ+’ları hedef gösteren, eril dili ve zihniyle düşmanlaştıran bu kişiye tekrar hatırlatıyoruz: Sizin işiniz nefret suçlarını körüklemek değildir, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini gidermeye dönük politikalar üretmektir. Sizin işiniz eğitimdeki fırsat eşitsizliğini gidermektir. KYK’larda kalan üniversiteli genç kadınların güvenliğini sağlamaktır. Çocukları işçileştiren, ucuz işgücü olarak çalıştıran, yaşamlarını riske atan MESEM uygulamalarına son vermektir. MESEM’lerde yaşanan taciz, istismar ve sömürüye sessiz kalmamaktır. Toplumu kutuplaştıran, nefret suçlarını körükleyen, sömürüyü derinleştiren, cinsiyetçiliği körükleyen bu zihniyetle yıllardır mücadele ettik, etmeye de devam edeceğiz.
Konuşmamı sonlandırmadan önce bir kez daha 8 Martlardan Newrozlara bu sürece gecesini gündüzünü katan tüm Kadın Meclisi üyelerimize, İl ve İlçe Kadın Meclislerimize binlerce kez emeklerine sağlık diyorum. Yolumuz uzun ve zorlu olsa da bundan sonraki süreçte aynı moral ve motivasyonla çalışmalarımızı sürdüreceğimize inanıyorum. Çünkü biz gücümüzü de moralimizi de birbirimizden ve kadın direnişlerinden alıyoruz.
Barışın inşası kadınların özgür ve eşit bir yaşamı örme iradesiyle olacaktır
Ve yine bu dünyada eşit bir yaşam için “Açlık Şiddettir” diyen Arjantinli kadınların isyanıyla; ABD’de “Krallara Hayır” diyerek sokaklara dökülen kadınların savaşa değil halka bütçe talebindeki öfkesiyle; İspanya’da seslerini barış için yükselten, Ortadoğu’da savaşın karşısında kadın dayanışmasında buluşan kadınların ısrarıyla; Sudan’da “Kadınlar İçin Adalet” diye haykıran kadınların dayanışmasıyla; Suriye’de çözümün öznesi olan ve demokratik Suriye’nin kadın özgürlüğünden geçtiğini savunan, bunun mücadelesini yürüten kadınların tavizsiz duruşuyla; Türkiye’de kadın cinayetlerine isyan eden, onurlu bir yaşam için onurlu bir barışı savunan, kadın dayanışmasıyla değişimin gücü olan kadınlarla; İran’da “Jin Jiyan Azadî” ile yükselen kadın hakikatinin ortaya koyduğu “Ne Molla Ne Monarşi Ne Pentagon” diyerek halkların kurtuluşunda cesareti gösteren tüm kadınların mücadele ortaklığıyla; yani biz kadınların özgür ve eşit bir yaşamı örme iradesiyle barışın ve eşitliğin inşası olacaktır şüphesiz. Geleceğimizi ve yeni bir yaşamı şu andaki direnişlerle, enternasyonal dayanışmamızla inşa ediyoruz. Erkek egemen kapitalist sisteme dert olan da budur. Bu inanç ve kararlılıkla Ekmek, Adalet, Eşitlik, Özgürlük ve Barış için Kadın Meclisi olarak 1 Mayıs alanlarına akacağız! Yaşasın kadın mücadelemiz! Jin, Jiyan, Azadî!
10 Nisan 2026
