Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları, İstanbul’da Kazım Karabekir Cemevini ziyaret ederek Alevi dedeleri ve temsilcileriyle bir araya geldi. Hatimoğulları, şunları söyledi:
Hak kapısı bugüne kadar hep mücadeleyle kazanıldı
Hak kapısı bugüne kadar hep mücadeleyle kazanıldı ve gerçekten şu anda bizim şiar edinmemiz gereken şey bu. Bütün haklarımızı mücadele ede ede kazanmamız gereken bir dönemdeyiz. Bugün biz bu buluşmada siz değerli canlarla birlikte Türkiye’de başta Alevi canlarımızın yaşadığı sorunlar olmak üzere genel anlamda demokrasiyle, özgürlüklerle ilgili yaşanan sorunları konuşmak, bunlara ortak bir mücadeleyi nasıl yürüterek bunları aşabileceğimizi konuşmak, görüş alışverişinde bulunmak istiyoruz. Alevi canlarımızın tarih boyunca bu coğrafyada yaşadığı sıkıntılar hepimizin malumu. Ve yine güncel olarak aslında kolaylıkla aşılabilecek o kadar çok mesele var fakat aşılmıyor. Bütün bunları birlikte biz nasıl aşabiliriz, DEM Parti olarak bize düşen görev ve sorumluluklar nelerdir, bizden talepleriniz nelerdir, biraz bunları sizlerden dinlemek, duymak ve beraber ne yapabileceğimizi konuşmak istiyoruz. Türkiye’de bir barış süreci ve demokratik toplum inşası sürecinin içindeyiz. Bu konuda karşılıklı bir bilgi alışverişinde bulunmak, görüş alışverişinde bulunmak, varsa eleştirileriniz ve değerlendirmeleriniz onları da almak istiyoruz. Ve kendimizi bu anlamıyla ortak bir mücadele nasıl büyütülebilir, büyük bir demokrasi, hak ve adalet mücadelesi nasıl büyütülebilir biraz bunları sizlerle konuşmak istiyoruz.
Türkiye’de haktan, hukuktan, adaletten ve demokrasiden bahsedilemez bir duruma gelindi
Değerli canlar, şimdi söyleyeceğimiz şeyi hepimiz yaşıyoruz. Biz bunlar çözülene kadar da bunları söylemeye devam edeceğiz. Türkiye gerçekten geçmişte de bir demokrasi cenneti değildi. Çok eksiklikler vardı demokraside. Fakat ne yazık ki bugün mevcut olan iktidarın ülkeyi getirdiği aşamaya baktığımızda Türkiye’de artık haktan, hukuktan, adaletten, demokrasiden neredeyse bahsedilemez bir duruma gelindi. Birkaç gün önce burada Türkiye’deki bütün basın emekçilerinin bir ortak eyleminde buluştuk. Türkiye’de 10 kentte oldu. Çünkü Türkiye’de artık basın özgür değil, hiçbir şekilde özgür değil. Basın susturulmuş, muhalefet susturulmaya çalışılıyor, herkes susturulmaya çalışılıyor. Artık basın emekçileri isyan etti. "Biz özgür olarak sesimizi duyurmak, haber yapmak istiyorum" dedi ve yurttaş da "ben basının yanındayım çünkü haber alma hakkımı savunmak istiyorum" dedi ve bunun için insanlar alanlardaydı, meydanlardaydı.
Açlıkla karşı karşıyayız, insanlar evine bir sıcak ekmek götüremez durumda
Dönüp baktığımızda Türkiye'de çok büyük ve derin bir ekonomik kriz var. Çok büyük bir işsizlik ve yoksulluk var. Bunda Alevi canlarımız, Sünni kardeşlerimiz, Hristiyan kardeşlerimiz, ezcümle bu topraklarda yaşayan bütün farklı halklar ve inançlar, yani bu ülkenin bütün yurttaşları olarak bir ortak sorunumuz var. Çok ciddi bir derin yoksullukla karşı karşıyayız. Açlıkla karşı karşıyayız. İnsanlar evine götürecek bir sıcak ekmek dahi bulamaz bir hale gelmiş durumda. Ve gerçekten barışın böylesi zor bir zamanda konuşuluyor olmasının bir yanıyla ülkeyi rahatlatan bir tarafı var. Ama bir tarafıyla da gerçekten bu süreci inşa etmenin bu kadar antidemokratik koşullarda zorlukları var. Rahat ve avantajlı olan kısmını söyleyecek olursak, 2 yıldır bu topraklarda kan dökülmüyor. İki yıldır ne bir Kürt genci ne bir Türk genci yaşamını kaybetmiyor. Savaş, çatışma ve silahların, kurşunların konuştuğu dönem iki yıldır bitmiş. Bu bizim bu dönemdeki gerçekten en büyük kazanımımız toplum olarak. Türkler, Kürtler, bütün halkların ortak kazanımıdır bu. Türkiye'de 86 milyon yurttaşımızın kazanımıdır. Çünkü biz Aleviler yaşam hakkına her şeyden ve herkesten çok önem veren bir toplumuz. Bir felsefeye sahibiz. İnsanı merkezine alan bir felsefeye bir inanca sahibiz ve dolayısıyla insanın yaşamı, yaşam hakkı bizim açımızdan son derece değerli önemli bir haktır.
Süreci yürütürken Alevi toplumunun rızalığını almayı çok değerli buluyoruz
Ve bu dönemde özellikle Alevi canlarımızın şu sorularıyla karşılaşıyoruz. Evet, Kürt sorununun bu topraklarda çözülmesiyle ilgili bu süreç başladı. Fakat sadece Kürt sorunu mu çözülecek? Bu ülkede sadece Kürt sorunu mu var sorusuyla biz çok karşılaşıyoruz. Alevi insanlarımız şunu çok net bilmeli ki, biz DEM Parti olarak hiçbir zaman sorunları tekil şekilde tanımlamadık. Bu ülkenin hakikatidir. Evet, halklar sorunu vardır. Kürt sorunu bu ülkenin gerçekliğidir. Demokratikleşmenin önündeki temel engellerden birisidir. Bu da bir hakikat. Bir o kadar da bu topraklarda Türkiye'de Alevi sorunu var. Ben hep şöyle tanımlamışımdır. Bu ülkenin iki kanayan yarası biri Kürt sorunu, biri Alevi sorunu. Gerçekten bizim kanayan yaramız ve bu sorunlar çözülmediği sürece Türkiye'de gerçek bir barıştan, gerçek bir demokrasiden söz etmek hakikaten son derece zor. Ve bu anlamıyla başta Alevi canlarımız olmak üzere bu topraklarda yok sayılan, inkar edilen, inancı reddedilen, kabul edilmeyen, inancı dönem dönem alay konusu haline getirilen, dönem dönem hakarete ve dışlanmaya maruz kalan Alevi canlarımız için bu barış sürecinin bambaşka bir anlamı olduğunu düşünüyorum gerçekten. Şuna biz inanırız. Özellikle Alevi felsefesinde çok temel olan noktalardan biri rızalık. Rızalık almak. Biz bu süreci yürütürken Alevi canlarımızla birlikte yürütmeyi öncelikli adımlardan biri olarak gördüğümüz kadar Alevi canlarımızın, Alevi toplumunun rızalığını almayı da son derece değerli ve kıymetli buluyoruz.
Barış kazanma kaybetme denklemiyle değil karşılıklı rızayla mümkün
Barış karşılıklı rızayla mümkün. Ve biz barışı hiçbir zaman şöyle ele almadık. Biri yeneceki biri yenilecek. Barış bizim açımızdan hakikatten yenmek yenilmek, kazanmak kaybetmek denklemi üzerinden değil, birlikte ortak yaşamı inşa etmek ve bu konuda birbirimize rızalık vermek. Bu temelde görüyor ve değerlendiriyoruz. Barış 72 milletten 86 milyon yurttaşımızın adalet, barış ve özgürlükler içinde yaşadığı zaman barış olur. Bunun altını özellikle çizmek istiyorum. Şunu biz çok yaşadık tarih boyunca. Sadece Türkiye için değil, Alevi canlarımızın yaşadığı bütün mıntıkada, özellikle Ortadoğu coğrafyasında çok acılarla yoğrulmuş bir tarihe sahibiz. Hangi taşı kaldırsak, hangi sayfamızı açsak içinden acılar, katliamlar çıkıyor, asimilasyon politikaları çıkıyor. Ve dolayısıyla bugüne kadar biz Alevi canların yine savunduğu çok temel bir yaklaşım oldu. Bu, çok önemli bir yaklaşım. Biz acılarımızın, bizim zincirimiz olmasına da müsaade etmedik. Acılarımızın bizim elimizi kolumuzu bağladığı, acılarımızla yaşayan bir toplum olarak kalsaydık örgütlenmemizi gerçekleştiremezdik. Biz Türkiye ve Avrupa’daki bugüne kadar gelen örgütlülüğü başaramazdık. Bu kadar örgütlülük sağlamışsak, acılarımıza mahkum olarak onları zincir olarak görmememiz ile ilgilidir. Burada bir kez daha Koçgiri’de, Dersim’de, Sivas’ta, Gazi’de, Çorum’da, Suriye’de aşamını yitiren bütün Alevi canlarımızı saygı ve minnetle anıyorum. Suriye'de savaş başladıktan hemen sonra İştibrak’ta ve 2025’in Martında gerçekleşen o büyük katliamda yaşamını yitiren bütün Alevi canlarımızı saygı ve minnetle anıyorum.
Alevilere yönelik katliamları gündemimizden çıkarmayalım
Burada bu kadar Alevi canımızla bir aradayken, şunu sizinle paylaşmak istiyorum. Ben de Antakya Samandağı’ndanım, Arap Aleviyim aynı zamanda ve Suriye’de yaşayan halkımızın yaşadığı katliamın acısını yürekten hisseden ve çeken insanlardan birisiyim. Oradaki canlarımızla iletişim halindeyiz. O katliamda Türkiye ve Avrupa'daki sahiplenmeden çok etkilendiler. Oradaki katliamda şimdi göreceli de olsa bir durma hali var. Yine genç kadınları kaçırma, üniversite öğrencilerini kaçırma, özellikle Alevi kadınlara dönük böyle bir politika izlemeye devam ediyorlar. Sizlerin gösterdiği dayanışmadan büyük bir memnuniyet duyduklarını her fırsatta söylediler. Ortaya konan tavır, tutum, Avrupa'daki değerli canlarımızın ortaya koyduğu eylem, etkinlik bütün dünyaya Alevi katliamını duyurdu ve şimdilik kısmen de olsa durdurulmasında sizlerin katkısı çok büyük oldu. Oradaki halkımızın teşekkürlerini sizlere iletmek istiyorum. Oradaki canlarımızı unutmayalım. Bir an olsun gündemimizden çıkarmayalım. Orada hala Alevilere dönük soykırım yaşanıyor. Sadece Alevilere değil, fırsat buldukça Dürzilere, fırsat buldukça Hıristiyanlara dönük de bir kırım politikasının, bir katliamcı politikanın, baskı politikasının devam ettiğinin altını yine çizmek isterim. Biz burada hem Türkiye'de hem Avrupa'daki bütün canlar olarak bunu sahiplenmeye, sesi soluğu olmaya devam edeceğiz. Bu konuda destek ve dayanışmanızı sizler de esirgemediniz. Bundan sonra da esirgemeyiniz.
Barışı Alevilerle konuşmadan inşa edemezsiniz
Değerli canlar, izniniz olursa ben biraz Barış ve Demokratik Toplum Sürecinden bahsetmek istiyorum. Biliyorsunuz bu konuyla ilgili geçtiğimiz senenin Şubat ayında Sayın Öcalan'ın bir çağrısı gerçekleşti İmralı'dan. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı. Bu çağrı evet bir yanıyla Kürt sorununun çözümü, bir yanıyla gerçekten Türkiye'nin kronik demokratik sorunlarının çözümü yani demokratikleşememe meselesinin çözümü ile ilgili önemli önermeler de içeriyordu. Bu anlamıyla biliyorsunuz iki yıldır devam eden bir süreç var. Bu süreçte zaman zaman yaşanan tıkanıklıklar oluyor. Zaman zaman çok ciddi yavaşlamalar oluyor. En son biliyorsunuz parlamentoda bir komisyon kuruldu ve Türkiye'deki bütün farklılıklar, hem siyasi temsiliyetler, hem kanaat önderleri, sivil toplum örgütleri, demokratik kitle örgütleri belli ölçülerde dinlendi. Bizim Alevi canlarımızla yaptığımız bütün toplantılarda gelen temel eleştiri, neden Alevilerin temsiliyetleri Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki komisyonda dinlenmedi? Çok haklı bir soru ve biz bu soruyu iktidara defalarca kez sorduk. Çünkü biz DEM Parti olarak ısrarla Alevi canları mutlaka dinlemelisiniz. Bu topraklarda bu inancın mensubu milyonlarca yurttaşımız dinlenmeden olmaz. Alevilerle konuşmadan barışı inşa edemezsiniz.
Toplumla konuşulmayan barış hakiki bir barış olmaktan uzaklaşır
Bizler DEM Parti olarak Alevi canlarımızla Türkiye'nin, Avrupa'nın dört bir yanında toplantılar, konferanslar, buluşmalar gerçekleştirdik ve Alevi canlarımıza hem bu konularda bilgi vermek, hem onların görüş ve önerilerini almak için, hem de barış sürecini acaba birlikte daha güçlü nasıl inşa edebiliriz üzerine buluştuk. Sizlerle elimizden geldiğince toplantılar yapmaya çalıştık. Eksik kaldığımız yerler olmuştur. Onları da kesinlikle tamamlayacağımızı bilmenizi isterim. Ama Mecliste olmanız çok önemliydi. Fakat meclis başkanı bir kanaat gösterdi ve bunu kabul etmedi. Bunu da biz bir kez daha buradan eleştiriyoruz. İkinci bir şey şimdi biliyorsunuz bir çerçeve yasa çıktı ve bu çerçeve yasa kapsamında Meclis İzleme Kurulu oluşacak siyasi partilerin temsiliyetiyle. Fakat biz sadece siyasi partilerin temsiliyetiyle bu sürecin ilerletilmesinin zor olduğunu biliyoruz. O nedenle Türkiye'deki bütün demokratik kitle örgütleri, sivil toplum örgütleri, kadın hareketi, doğa ve insan hakları savunucularının mutlaka içinde olduğu alt komisyonlar kurulması gerekiyor. Doğrudan parlamentonun iletişim kurduğu Meclisin, Sayın Numan Kurtulmuş'un başkanlığında oluşacak bir komisyona bağlı çalışacak çalışma gruplarının oluşmasını çok önemli buluyoruz. Topluma gitmeyen barış, toplumla konuşulmayan barış gerçekten toplumsallaşmış hakiki bir barış olmaktan uzaklaşır. Ve bu konuda da Alevi canlarımızın net bir talebi var. Bizler de o masada olmak kendi sözümüzü kendi dilimizden kendi felsefemizden doğru söylemek istiyoruz. Barışı konuşurken bir yandan evet Kürt sorununun çözümünü konuşuyoruz ama Alevi canlarımız bu topraklarda çok büyük sorunlar yaşıyor. O sorunların da Meclise taşınması, Mecliste doğrudan sizler yani doğrudan özneleri tarafından orada konuşulması ve çözüm arayışına girmemiz son derece hayati bir önemdedir. Şunu bilmenizi isterim ki biz sonuna kadar bu konuda ısrarcı olmaya devam edeceğiz.
Kardeşliğin ve eşitliğin yasal statüye kavuşması lazım
Sürece ilişkin Alevi canlarımızın gittiğimiz her toplantıda ortaya koydukları kaygılar var. Bu kaygıları birkaç cümle ile özetleyeceğim. Eminim sizler de bunları doğrudan dile getireceksiniz. Muhalefete dönük bu kadar yoğun bir baskı varken, muhalefet belediyelerine dönük bu kadar baskılar, gözaltı ve tutuklamalar varken bu barış süreci ne kadar başarıya ulaşır? Bu soru çok net geliyor. Az önce söyledik, basına, düşünce ve ifade özgürlüğüne, sosyal medyada düşüncesini ifade edenlere, mesajlar yayınlanmasına yönelik Türkiye tarihinde görülmemiş bir sansürün olduğu bir dönemde barış sürecini ne kadar hakikata uygun bir şekilde inşa edebiliriz? sorusu Alevi canlarımızın temel sorusu. Bir diğer soru aydınlara, yazarlara, akademisyenlere bu kadar baskı varken bu süreç mümkün mü sorusu? Diğer bir soru bu süreçte AKP ile bir yan yana duruş mu söz konusu? Acaba önümüzdeki dönemde mevcut olan iktidar bu süreci kendine bir seçim malzemesi haline getirmek istiyor olabilir mi ve bu süreci bunun için araçsallaştırıyor alabilir mi? Bu sorular Alevi canlarımızdan gelen haklı sorular. Şunu da bilmenizi isterim ki, DEM Parti bu soruları sizin sorduğunuz netlikte, sizin ortaya koyduğunuz tutumla ilgili görüş alışverişine son derece açık. Çünkü bu kaygılar haklı kaygılar bu kadar baskının şiddetin olduğu bir yerde. Ağzını açanı gözaltına al, tutukla, mal varlığına, ticari ilişkilerine kayyımlar ata bu olacak şey değil. Fonculara atanmayan kayyım küçük esnafa, işletmeciye atanıyor. Foncular bu ülkeyi soyup soğana çevirmişler. Yüz yıldır tanık olmadığımız bir soygun ile karşı karşıyayız. İçinde aktif milletvekillerinin, bürokratların olduğu söyleniyor. İktidara yakın üst düzey bürokratların olduğu söyleniyor. İsim niye açıklanmıyor? Mesela muhalefetten isimler olsaydı çarşaf çarşaf serilecekti. Şimdi açıklamıyorlar neden? Çünkü ucu kendilerine dokunuyor. Böylesine büyük bir soygun varken, birinden siyasi olarak boyun eğdiremediklerini, gözaltına al, tutukla ve bununla da yetinme varsa eşi, dostu, akrabası al ve çamur at izi kalsın siyaseti izlenip, itibar suikastı yapılıyor birçok kesime yönelik. Şimdi böyle bir sürecin içerisinde biz nasıl bu barış sürecini inşa edeceğiz soruları kolay sorular değil, cevabı zor olan sorular. Bizim bütün bu kaygılara ve eleştirilere rağmen barışı bu topraklarda tesis etmek dışında bizim bir seçeneğimiz yok. Çatışmanın en yoğun olduğu dönemde biz sürekli barış nasıl olur, barışı nasıl inşa edebiliriz bu topraklarda? Kürsü Türkü, Lazı, Çerkesi, Alevisi, Sunnisi, Êzidîsi, Hıristiyanı yani 72 milletten olan bütün farklılıklarımızla eşit vatandaş, eşit yurttaş olarak biz bu topraklarda nasıl birlikte yaşayabiliriz? Ümmet kardeşliği değil eşit yurttaşlığa bağlı kardeşlik olmalıdır. Bu temel şiarımız olmalı. Bize eşit haklarla donatılmış bir kardeşlik gerekiyor ve bu kardeşliğin ve eşitliğin bir yasal statüye kavuşması lazım. Bizim sürece yaklaşımımızın bu çerçevede olmasını isterim.
Aleviler bu sürecin hiçbir zaman izleyeni olmadı, olmamalı
Aleviler bu sürecin hiçbir zaman izleyeni olmadı, olmamalı. Alevi canlar olarak biz hep birlikte bu sürecin tam kalbinde, sahiplenicisi ve ilerleticisi olmayı başarırsak hep birlikte oluruz. O zaman bu sürecin özneleri yalnız bırakılmamış olur. Bu sürecin özneleri bu iktidarın insafına bırakılmamış olur. Barış iktidarın insafına bırakılmamış olur. Hep birlikte sahiplenip, hep birlikte bu konuda kenetlenmeliyiz.
Alevilik Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın kenar süsü olacak bir motif değil, inançtır
Alevi canlarımızın bugüne kadar bütün sorunları bizim asli sorunumuzdur. Bütün talepleri bizim asli taleplerimizdir. Bu talepleri biz sadece bu tür buluşmalarda dile getirmedik. Parlamentoda, yaptığımız konuşmalarımızda, Türkiye'deki demokrasi mücadelesinde Alevi canlarımızla alanlarda, meydanlardaki her buluşmamızda Alevi canlarımızın taleplerinin doğrudan, siyaseten sözcüsü olmayı kendimize görev addettik. Çünkü biz siyasete düşen en önemli görev toplumun taleplerini siyasette sonuç almak üzere gündem yapmak ve sonuç almaya çalışmaktır. Bugün Alevi canlarımızın eşit yurttaşlık talebi bizim temel talebimizdir. Bugün, Cemevlerinin, Alevilerin bir inanç merkezi olarak kabul edilmesi en temel talebiniz, bizim de en temel talebimiz. Bu böyle bilinmeli. Asla Alevilik Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın kenar süsü olacak bir kültürel motif değil. Alevilik bir inançtır ve bu böyle kabul görmelidir. Ve değerli arkadaşlar, birçok Alevi kurumumuzun, Cemevlerimizin yaşadığı sorunlar var. Vakıflarımızın yaşadığı sorunlar var. Mesela üzerinde faaliyet yürüttükleri mekanlarla ilgili ciddi zorluklar yaşıyorlar. Bu anlamıyla Alevi inanç merkezlerinin olduğu, Cemevlerinin olduğu her yerde bulundukları mekanların inanç merkezi olarak tahsis edilmesi son derece önemli. Bunun mücadelesini siz veriyorsunuz. Bizler de bunu hükümete taşımak, oradan sonuç almak dahil olmak üzere, alanlarda hak arama mücadelesi dahil olmak üzere bu konuda sizlerin yanındayız. Cemevlerinin bulunduğu, inanç merkezlerinin olduğu bütün mekanlar resmi olarak inanç merkezlerine tahsis edilmelidir.
Yolumuz insanı incitmemek, niyetimiz gönüllü bir ortak yaşamı inşa etmektir
Alevi canlarımızın en büyük şikayeti eğitimin tek yönlü dinselleştirilmiş olması. Geçmişte de bizim temel eleştirimizdi. Bugün de temel eleştirimiz. Bizim açımızdan eğitim dinselleştirilmemelidir. Eğitim bilimsel olmalıdır ve anadilinde eğitim hakkı olmak zorundadır. Ayrıca da değerli canlar, bizim bütün bunlara ulaşabilmemizin yolu gerçekten cumhuriyetin daha güçlü bir demokrasiyle buluşması. Cumhuriyetin 103. yıl dönümüydü dün. Verdiğimiz mesajda cumhuriyet 86 milyon yurttaşımızın ortak evi olmalı dedik. Aynı yerdeyiz. Evet, cumhuriyet hepimizin ortak evi olmalı. Bunun için cumhuriyet hepimize eşit yaklaşmalı. Kimseyi inkar etmemeli. Ve bugün Türkiye'de en büyük ihtiyaç duyduğumuz nokta cumhuriyetin demokratikleşmesi, demokratik bir cumhuriyeti inşa etmek. Ve şunu gerçekten çok iyi biliyoruz ki biz Alevi canlarımız hem felsefeleri, yaşama bakış açıları, seküler yaşamları, özgürlükçü laik anlayışları, bugün bu topraklarda hem eşit yurttaşlığı tesis etmek ve bugün bu topraklarda demokrasiyi tesis etmek için en önemli yapı taşlarından biridir. En önemli harçlarından birisidir Aleviler. Türkiye'de cumhuriyeti demokratikleştirmek için Alevilerin oynayabileceği çok önemli bir harç rolü söz konusu. Bunu hep birlikte yapabileceğimize de inanıyorum. Yaşadığımız bütün acılara rağmen, bütün katliamlara rağmen, bütün asimilasyon politikalarına rağmen ve son zamanlarda parayla, pulla kurumlarımızı ele geçirmelerine, siyasi nüfuzla kurumlarımızı ele geçirmeye çalışmalarına rağmen Alevi canlarımız ortaya son derece onurlu ve tutarlı bir tavır koydular. Bu çok kıymetli, çok değerli. Bunu sürdürmek hepimizin herhâlde en temel sorumlulukları arasındadır. Yolumuz insanı incitmemek, niyetimiz gönüllü bir ortak yaşamı inşa etmek. Erkanımız hak ve adalet. Bu duygu ve düşüncelerle hepimizin yolu açık olsun. Umudumuzu büyütelim. Hızır, yar ve yardımcımız olsun. Aşk ile hepinizi saygıyla selamlıyorum.
30 Ekim 2026
